Zafer Bayramı kutlamalarında ATATÜRK’e duyulan hasretlik bir türküyle dile geldi:
“SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM”

Sözleri ve müziği rahmetli ozan Aşık Mahsuni Şerif’e ait olan türküyü sanatçı Faruk Demir yeniden gündeme getirdi. Ata’ya olan hasretliği Anadolu insanının duygu diliyle türkü yapan Aşık Mahsuni Şerif’i de böylelikle saygıyla anma fırsatı bulduk...
Atatürk’ün Türk Ulusu’na armağan ettiği “Cumhuriyet” tarihine baktığımızda eşsiz bir kahramanlık destanı okuruz. Özellikle 30 Ağustos 1922 tarihi, bu destan içinde “Zafer Bayramı” olarak kutladığımız şanlı bayramın öyküsüdür. Ülkemizin Atatürk’ün önderliğinde düşmanlardan nasıl kurtulduğunu kısaca hatırlayalım ve sonra da bugün Mustafa Kemal’i hangi duygularla ve hangi ezgilerle andığımızı inceleyeceğiz.
86 yıl önceye dönüyoruz:
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması’yla yurdumuz tamamen elimizden alınmış, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara verilmiş ve bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk Milleti’nin bu durumu kabul etmesi mümkün değildi. 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla; Anadolu, lideriyle kucaklaştı ve Kurtuluş Savaşı başladı. Amasya Genelgesi’ni, Erzurum ve Sivas kongreleri izledi. 23 Nisan 1920’de TBMM’yi kuran Atatürk, ülke yönetimini halkın iradesine teslim ederken, Kurtuluş Savaşı’nın merkezi de Ankara’ydı artık.
Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı Doğu’da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra Batı cephesinde; 1. İnönü ve 2. İnönü savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılması sonucu Yunanlılara büyük bir darbe indirilmiş oldu. Yunanlıları bundan sonra bir kez daha püskürten Mustafa Kemal ordularına: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz” emrini verdi.
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakarlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesi’yle, Türk Milleti 1699 Karlofça Antlaşması’ndan beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı yeni bir zafer getirmişti. Zafer kutlanırken TBMM, Mustafa Kemal’e “gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verdi.
Sakarya zaferi Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olmuştu. Hemen sonrasında “Büyük Taarruz” başladı ve düşmanı yok etme kararı alındı. 1922 yılı Ağustos ayına kadar hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikleri büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydırıldı. İstanbul’daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. 26 Ağustos günü geldiğinde Gazi Mustafa Kemal’in başkomutanlığını yaptığı ordumuz düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi.
30 Ağustos’ta düşman çember içine alındı ve sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis de vardı...
30 Ağustos Zafer Bayramı; 1922 yılında 26 Ağustos ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da biten, Mustafa Kemal’in Başkomutanlık Meydan Muharebe’sini kutladığımız şanlı bayramımızdır.
Bize Türklüğümüzü anlatır… Bize vatanseverliğimizi anlatır… Ordumuzun kahramanlığını anlatır.
86 yıl sonra “Büyük Zafer”i kutlarken Atatürk’ü özlemle, şükranla ve saygıyla anıyoruz...
Ama O’na beslenen duyguları en güzel, bir türkü anlatıyor şimdilerde. Türk insanının Atatürk hasretini rahmetli Aşık Mahsuni Şerif şiirleştirmiş ve bestelemiş. Değerli yorumcu Faruk Demir de hem yeni albümünde hem de konserlerinde seslendiriyor. İşte o güzel türkü ve hasretlik dizeleri:
SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM
Sana hasret sana vurgun gönlümüz
Neredesin mavi gözlüm nerde?
Bu gemi bu Karadeniz
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost?
Kurban olam yürüdüğün yollara
Kara peçe yakışmıyor kullara
Uyan bak bizim hallara
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost?
Bulutlar teninden, dağlar kokundan
Sarhoştur sevdiğim Mahsuni bundan
Bir daha gel, gel Samsun’dan
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost?
Söz-Müzik : Mahsuni Şerif
Türküler, şarkılar ve ezgiler… Kısacası müzik; İnsanı insan kılan tüm duyguları farklı armonilerle anlatan sesler yumağı gibi…
Acıyı “ağıt” haykırır… Kırsalı ve Anadolumuzu “türküler” anlatır.
Davul zurnayla “düğün” yapar, marşlarımızla millet olgusunu güçlendiririz…
Bütün bunların yanı sıra meydanlara çıkan kitleler; emeğin erdemini, haksızlığa başkaldırma niyetini ve Atatürk özlemini el ele, omuz omuza hep bir ağızdan seslendirirler.
“SANA HASRET SANA VURGUN GÖNLÜMÜZ NEREDESİN MAVİ GÖZLÜM NERDE?”

Türküyü yeniden sevdiren aynı zamanda Başkent Ünversitesi Kanal B Televizyonu Direktörlüğü ve program yapımcılığını sürdüren Faruk Demir heyecan yüklü çalışmasını şöyle özetledi:
“Son yıllarda yaptığım TV programları repertuvarı içinde sık sık yer verdim bu türküye. Sonra çok istek almaya başladı. İlgi, coşkulu bir desteğe dönüşünce ben de albüm yapmaya karar verdim. Ata’ya duyduğumuz özlemi bu güzelim dizelerle seslendirirken eserin sahibi Aşık Mahsuni Şerif’i de teşekkür edip saygıyla anıyoruz.”
Faruk Demir, “Seyhan Müzik” etiketiyle piyasaya çıkan maxi single albümünde “Sarı Saçlım Mavi Gözlüm” türküsünün yanı sıra; “Kiziroğlu Mustafa Bey”, ”Yuh Yuh” ve “Madımak” adlı türkülere yer vermiş. Sözleri Bülent Ecevit’e ait olan “Madımak” şiirini Faruk Demir, kendisi müzikleştirmiş.
ATATÜRK VE MÜZİK
Aşık Mahsuni Şerif, Atatürk’e olan özlemi O’nun çok sevdiği Anadolu insanının duygu diliyle müzikleştirirken Ata’mızın müzikle olan bağı neydi? Müzik, savaşlarla dolu hayatında nasıl bir yeri kapsıyordu. Bu sorunun cevabını araştırdık...
Tarihçiler şu cümlelerle anlatıyordu Atatürk’ün müzikle olan bağını:
“ATATÜRK, Türk musikisinin etkisini ve gücünü önemseyerek Türk Milleti’ne çok sesli ve evrensel müziğin ezgilerini de tanıtmaya çalışmıştı. Günlük yaşamı içinde şarkı ve türkü dinlerdi. Besteciler içinde; Münir Nurettin Selçuk, Saadettin Kaynak, Mustafa Nafiz, Yesari Asım Ersoy ve Selahattin Pınar’ı beğenir, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar ve Safiye Ayla’yı dinlerdi.
Tren yolculukları sırasında Necip Celal’in “Yıllar” tangosunu çok beğenirdi. Diğer beğenileri içinde, hüzzam ve karciğar şarkılar, kantolar ve gazeller de yer alıyordu.
Falih Rıfkı Atay, Çankaya adlı kitabında Atatürk’ün hislerini; ‘Rumeli türküleri söylerken derin bir gurbet ve sıla hasreti çeker, gözleri yaşarırdı.’ sözleriyle anlatır...”
Bu noktada bir hatırlatma yapmakta yarar var. Atatürk’ün sevdiği müzikler Çankaya Atatürk Müze Köşkü’nde bulunan 271 adet plak ve Atatürk’ün “Beyaz Tren”deki seyahatleri sırasında dinlediği plaklar arasından seçildi. Plakların ses kalitesinin yükseltilmesi ve müzik dışı ses bozukluklarından arındırılarak dijital ortama aktarılması ise TRT tarafından gerçekleştirildi.
TÜRKÜCÜ VE SİYASETÇİ
Ardahan doğumlu olan Faruk Demir, İTÜ Konservatuvarı Şan Bölümü mezunudur.1987 yılından 1999’a kadar aralıksız TRT’de Türk Halk Müziği ses sanatçısı olarak görev yapmıştır. 18 Nisan 1999 yılında yapılan seçimlerde DSP Ardahan Milletvekili olarak Parlamento’ya girmiş, İnsan Hakları Komisyonu üyeliği, TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanlığı ve Türkiye-Singapur Parlamentolar arası Dostluk Grubu Başkanlığı yapmıştır. Sanatçının yayınlanmış “Güneşim Ol”, “Ardahan’ın Yollarında” ve “Türkülerim Yarım Kaldı” isimli albümleri bulunmaktadır. Başkent Üniversitesi Kanal B Televizyonu Direktörlüğü, ARVAK (Ardahan İli Kalkınma Vakfı) Başkanlığı görevlerini sürdürmektedir.
Aşık Veysel'in takdirini kazanan ozan:
MAHSUNİ ŞERİF
Asıl adı Şerif Çırık olan Mahsuni Şerif, 1943 yılında Kahramanmaraş'ın şimdilerde Afşin, o yıllarda ise Elbistan'a bağlı Berçenek Köyü’nde doğmuştur. Ozanlık geleneğinin güçlü olduğu Elbistan, Alevi inancının en saygın dedelerinin ve erenlerinin yetiştiği bir bölgedir. Dedeleri, Tunceli'nin Hozat İlçesi’ne bağlı Bargeni Köyü’nden çıkmış Anadolu'nun netameli günlerinde oraya savrularak gelip Elbistan ovasını mekan tutmuşlardır. Bargeni, Alevi ocaklarından mürşit ocağı olarak kabul gören Ağuiçen ocağının merkezidir. Okul çağı geldiğinde köyü Berçenek'te ilkokul olmadığı için Elbistan'ın Alembey Köyü'nde bulunan Lütfü Efendi Medresesi'nde Kur'an kurslarına giden Mahsuni Şerif, böylece eski yazıyı da öğrenmiş, ilköğrenimini ancak 1956 yılında köyüne ilkokul yapılmasıyla tamamlayabilmiştir.
12 yaşından itibaren amcası Aşık Fezali (Behlül Baba)'den saz çalmayı öğrenen Şerif Çırık, Alevi yol ve erkanı ile tasavvuf bilgisini Şakir ve Cırık Baba'dan öğrenmiştir. Cırık Baba, saz çalıp nefesler de söyleyen bu kara kuru mahçup delikanlıya "Mahsuni" mahlasını vermiştir. Şerif Çırık bir yandan Mahsuni mahlasıyla deyişler çalıp söylerken bir yandan da Mersin'de Astsubay Okulu’na devam eder. 1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu'na devam eden Aşık Mahsuni, sonunda ordudan kendini kovdurtarak istediği yaşam biçimine kavuşmuştur.
Mahsuni Şerif, ilk plağı "İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım"ı yaptığı 1967 yılında henüz yirmili yaşlarının başındaydı.1967'den 1980'li yılların başına kadar Türkiye'de bir Mahsuni Şerif kasırgası esmiştir. İlk plağına bir sevda türküsü okumasına karşın Mahsuni asıl çıkışını Alevi tasavvufu ve yola ilişkin nefesleri ile yapmıştır. Daha 18 yaşında İmam Hüseyin'e yazdığı mersiyesi karşısında kendisinden yaşça büyük olan ozanların takdirini kazanmıştır. Özellikle de Aşık Veysel'in. Aşık Veysel, her platformda Aşık Mahsuni'ye ilgi göstermiş ve yaşı çok genç olmasına karşın aralarına büyük bir ozanın katıldığını ifade etmiştir.
Ozanımız serbest vezinde de şiirler yazmış ve bunları "Dolunay'a Tül Düştü" adlı kitabında toplamıştır. Mahsuni Şerif aynı dönemde birbirinden güzel sevda türküleri üretmeyi de ihmal etmez. Ozanın dillere pelesenk olan ve onlarca sanatçı tarafından okunan "İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım", "Seher Vakti Elinize", "Beni Yücelerden Seyreden Dilber", "Gidiyorum Kara Gözlüm Ağlama", "Bitmez Tükenmez Geceler" gibi ölümsüz sevda türkülerini anmadan geçmek olmaz.
1960'lı yılların sonunda Mahsuni adı artık tüm yurtta tanınmıştır. O dönem Türkiye'de toplumsal halk hareketlerinin ve 68 kuşağının siyasal mücadelesinin başladığı yıllardır. Ünü arttıkça çevresi de genişleyen Mahsuni Şerif, artık toplumsal konularda daha çok eser vermeye başlamış; yoksulluk, çarpıklık, siyasi baskılar Mahsuni'nin eserlerine de yansımıştır.
Ölümüne kadar kendisinin dahi hatırlayamadığı kadar sayıda eseri hem yazıp hem okudu. Tanrı vergisi etkileyici sesiyle mükemmel bir şekilde icra etmesi nedeniyle haklı bir üne kavuşmuştur. Siyasi içerikli eserler üretmediği dönemlerde “Domdom Kurşunu”, “Sarhoş” gibi eserler kazandırmıştır. Çok sevilen eserlerinden bazıları: “Yine Bahar Geldi”, “Deli Gönlüm”, “Yuh Yuh”, “Yaşamaya Geldim”, “Mehmet Emmi”, “Bayram Olur”, “Uyan Halkım Uyan”, “Al Birini Vur Birine”, “Fadimem”, “Gül Yüzlüm”...
17 Mayıs 2002 tarihinde kalp yetmezliği ve solunum güçlüğü nedeniyle tedavi gördüğü Almanya'nın Köln kentinde hayatını kaybetmiştir.
(ALINTI: http://www.mahzuniserif.net/ -Kaynak: Miyase İlknur)
Makaleyi Tavsiye Et |
0 Comments|