
Dergimiz
AKORT’un bu sayısında 14 sayfalık geniş bölümüyle Türk Müzik Endüstrisi’nin “
Partner Ülke” konumuyla
Berlin Popkomm Festivali’ndeki tanıtım ve performans adımlarını izleyeceksiniz...
Bizler de MÜYORBİR’i temsilen diğer meslek birlikleri yönetici dostlarımızla 8-10 Ekim 2008 tarihleri arasında Berlin’deydik.
Ali Kocatepe (Başkan), Selçuk Alagöz (Başkan Yardımcısı), Aydın Kurban (Hukuk Danışmanı), Mehmet Gülez (Gen.Sekr.Yard.) ve bendeniz Meslek Birliğimiz’i temsil edip çalışmalara ortak olmaya gayret ettik.
Bu yıl beşincisi yapılan Popkomm Festivali, uluslararası düzeyde hazırlanan fuar ve canlı konserlerin sunulduğu iki bölümlük önemli bir müzik zirvesiydi. Dünyaca önemli “Berlin Müzik Zirvesi”nin potansiyelini bilmemiz gerekirse, festival sonrası notlarımıza düşen istatistiki bilgilere bir bakmamız gerekiyor:
1. % 75’i yurt dışından olmak üzere toplam 843 katılımcı yer almış fuarda (Geçen yıl ile kıyaslandığında % 5’lik artış görülüyor).
2. Bu yıl ziyaretçi sıfatıyla Popkomm’a gelen mesleki ziyaretçi sayısı 14.000 kişi.
3. Popkomm 2008 yılında müzik endüstrisini medyada etkin bir şekilde sunmayı ve böylece bir forum yaratmayı başardı. Bu yıl fuar ve festivali izlemek üzere dünyanın dört bir yanından 1.400 gazeteci geldi Berlin’e.
4. Ve gelelim Türkiye’nin Popkomm’daki var oluş biçimine. Türkiye festival öncesi duyurularında dünya müzik ortamına “Ortak Ülke” olarak tanıtıldı. Ülkemiz bir diğer ifadeyle “Partner Ülke” konseptiyle üç kulvarda kendini gösterdi. Fuar içinde 200 metrekarelik bir stant sunumuyla; dijital araçlarla, görsel ve yazılı basın malzemeleriyle dünya müzik insanlarıyla buluştu. Duvardaki sloganımız şuydu: TURKEY IS MUSIC (Türkiye Müziktir).
5. Kongreler çerçevesinde “Türk Müzik Kültürü ve Sektörü” ve “Türk Müzik Hayatı’nın Almanya’yla İlişkileri” başlıklarında paneller düzenlendi, konuşmalar yapıldı. Konserlere gelince... Üç farklı müzik kulvarından 9 yorumcu temsilcimiz canlı performanslarda ülkemiz müziğinin dokusunu, farklı renklerinden örneklerle verdiler. Bu değerli sanatçılarımızı ve gruplarımızı anımsatalım:
- Folklor ve Etnik Müzik:
Arif Sağ, Moğollar, Sabahat Akkiraz.
- Geleneksel Müzik:
Halil Karaduman, Taksim Trio.
- Pop-Rock:
Athena, Mazhar-Fuat-Özkan, Deniz Seki, Yaşar.
MÜZİK SEKTÖRÜ DEVLETİMİZCE ÜVEY MİDİR?
Üç günlük Popkomm Festivali bitmişti. Bizler İstanbul’a yol hazırlığı yaparken yaşadıklarımızı bir gözden geçirdik ve eksiklerimizin çok olduğunu hatırladık. Türk Müzik Sektörü olarak önemli bir fırsat geçmişti elimize. Ne yazık ki biz bu fırsatı yeterince kullanamadık. Mekanik satışların bittiği ve müzik ticaretinin yapılamaz olduğu Türkiye’de geçmişi asırları aşan, dokusunda farklı renkler taşıyan emsalsiz Türk Müziği çok daha iyi tanıtılabilirdi...
Amacımız sadece bir özeleştiri yapmaktır. Eksikliklerimize değinirken suçlu aramak niyetini de taşımıyoruz. Yol arkadaşlığına yakışır bir anlayış içinde yaşadıklarımızdan yola çıkarak bundan sonrasına ışık tutmak doğru olandır. Müzik hayatı içinde çeyrek asırlık profesyonel bir organizatör olarak da gözlemlerimizi aktarmayı görev saymaktayız. İşte o eksiklikler, aksaklıklar ve de sorunlu noktalar:
1. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca Popkomm 2008 Festivali için ayrılan yaklaşık 1 milyon YTL’lik bütçe yeterli olmamıştır.
2. Bakanlığımız’ın Telif Hakları Genel Müdürlüğü ile meslek birliklerimiz arasındaki ilişki, sağlıklı bir “Düzenleme Kurulu” çatısına kavuşturulamamıştır.
3. Hazırlıklarına sekiz ay öncesinde başlanmasına rağmen Popkomm Festival tarihleri yaklaşırken Tarkan ve Sezen Aksu konserlerinin iptal edilmesi güç kaybına neden olmuştur.
4. 48 ülkenin temsil edildiği, 1.400 gazetecinin izlediği ve Türkiye’nin “Partner Ülke” konumuyla yer aldığı Popkomm Müzik Fuarı’nda gözlerimiz Kültür Bakanımız’ı aramıştır. Keşke büyük açılışta Berlin Kültür Bakanı Bernd Neumann ve CISAC Başkanı Robinn Gibb’in yanında görebilseydik Sayın Ertuğrul Günay’ı.
5. Festivalin açılış toplantısında, canlı performanslarda yer alan tüm Türk sanatçılar tanıtılmalı ve dünyaca ünlü bir sanatçımız temsilci hüviyetiyle özel bir konuşma yapmalıydı. Bu konuşmaya örneğin mini bir akustik konser de eklenebilirdi.
6. 200 metrekarelik Türkiye standında, bir kokteyl düzenlenmeliydi. Bu kokteylde Türk Müzik Kültürü’nü içeren ve müzik albümlerinden oluşan bir hediye paketi tüm konuklara dağıtılmalıydı.
7. Yorumcu sanatçı ve gruplarımızın sahne aldığı yerlere konser alanı demek mümkün değildi. Gece kulübü ortamı yerine konser alanları seçilip sanatçılarımızı büyük sahnelere çıkarmamız gerekiyordu. Böylesi bir konsept içinde; ses, ışık ve dekor görkemli yapılır, kulis ikramında da sanatçılarımız yeterince onurlandırılırdı.
8. Türk Müzik Sektörü’nün konuşulduğu panelde konuşmalar yapıldı ancak böylesi bir oturumda dünya basını önünde Türk Müzik Kültürü bir barcovizyon sunumuyla görsel ve işitsel zenginliklerle anlatılmalıydı...
Notlarımıza düşen sorunlardı sıraladıklarımız.
Olup bittikten sonra “Ahh Keşke” deriz ya…
Çoğumuz da kendini anlatırken “Ben hayatımda o kelimeyi hiç kullanmadım” der nedense…
Bu sıraladıklarımızdan sonra müzik hayatını paylaşan tüm birimler ve fertleri olarak, koro halinde “Ahh Keşke” haykırışını duyar gibiyim...
Ancak “Ah Keşke” demeden önce bizlerin sektörel dayanışmaya ve devlet yapısıyla daha sıkı bir işbirliği girişimine ihtiyacımız olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Bakın edebiyat dünyamıza Frankfurt’ta nasıl coşkundu… Bakın sinemacılara Antalya Film Festivali’nde nasıl gündem yarattılar...
Ve onlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan maddi ve manevi daha büyük destek buldular. Demek ki bu örnekte görüldüğü üzere, güçlü bir dayanışma içinde bizim sesimizi daha fazla yükseltmemiz gerekiyor.
Yoksa edebiyat ve sinemanın yanında “dünya insanının ortak dili müzik” devletçe de “üvey olamaz”. Olmamalı…
Hele TURKEY IS MUSIC diye yola çıkıyorsan.
Sağlık ve esenlik dileklerimizle...
Makaleyi Tavsiye Et |
0 Comments|