Habip Asan Prof. Dr. Habip ASAN

Türk Patent Enstitüsü Başkanı

İnsan düşüncesinin ve aklının ürünlerini koruyan sistem genel olarak “fikri mülkiyet hakları” olarak tanımlanmaktadır. “Sınai mülkiyet hakları” yine akılla, zihinle üretilen ancak sanayiye uygulanabilen ve seri olarak üretilebilen yeniliklerle ilgilidir. Bir başka ifade ile “fikri ve sınai mülkiyet hakları” insanı diğer canlılardan ayıran, insanın akılla ürettiği ve fark oluşturduğu alanlardır.

Sınai mülkiyet haklarının konusu olan yenilikler, günlük yaşantımızın her anında karşılaştığımız ve kullandığımız buluşları koruyan “patent”ler, yine tüm ürünlerin estetik ve fonksiyonellik içeren görünümlerini koruyan “tasarım”lar, ve tabii ki her ürüne kimliğini veren; sağlamlık, servis, fiyat, güven gibi imajını ifade eden “marka”lardır. İlave olarak yöresel değerlerimizi oluşturan Erzincan Bakırı, Kayseri Pastırması, Rize Bezi gibi coğrafi işaretler ve entegre devre topografyaları da sınai mülkiyet hakları arasındadır.

Küreselleşmenin sınır tanımadığı, rekabetin hız kazandığı günümüz bilgi toplumunda sınai mülkiyet hakları firmaların pazarda kalıcı olabilmelerinin temel unsurları haline gelmiştir. Bu yönüyle de sınai mülkiyet hakları, sanayi toplumunda sahip olduğundan çok daha önemli bir rol üstlenmeye başlamıştır. Günümüzde artık ekonomik değer, fiziki varlıklardan çok fikrî sermaye ile ölçülmektedir.

Fikri ve sınai mülkiyet haklarının artan önemi neticesinde, Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın 16 uzman kuruluşundan biri olan ve ülkemizin de üye olduğu Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) 2000 yılında aldığı bir kararla 26 Nisan’ı Dünya Fikri Mülkiyet Günü ilan etmiştir. Her yıl farklı bir tema ile teşkilata üye tüm ülkelerde kutlanan 26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü’nün bu yıl ki ana teması “çevreci yeniliklerin teşviki” olarak belirlenmiştir.

Dünya Fikri Mülkiyet Günü; fikri ve sınai mülkiyet hakları konusunda bilincin artırılması, buluş ve yenilik sahiplerinin, üreticilerin ve sanatçıların toplumun gelişmesine yaptıkları katkının vurgulanması açısından önemli bir fırsattır. Zira, fikri ve sınaî mülkiyet haklarının etkin ve yaygın kullanılması, sistemin etik ve ahlak boyutuyla ele alınıp bir davranış kültürü oluşturulmasının sağlanması konusunda tüm kesimlere görev düşmektedir.

Türkiye, dünyada sınai mülkiyet haklarının ilk uygulayıcılarından biridir. Ülkemizde sınai mülkiyet korumasının başlangıcı 19. yüzyıla dayanmaktadır. 1871 tarihli Alamet-i Farika Nizamnamesi ülkemizdeki markalar alanında yapılan ilk yasal düzenlemedir. Alamet-i Farika, günümüz Türkçesi ile “ayırt edici işaretler” anlamına gelmektedir. Bu ifade aslında markanın tam tanımıdır. Bu düzenleme, Avrupa’nın Fransa’dan sonra ikinci marka kanunu olma özelliğini taşımaktadır. Benzer şekilde 1879 tarihli İhtira Beratı Kanunu da patent alanında dünyadaki ilk yasal düzenlemelerdendir. Başka bir ifade ile ülkemizde 138 yıllık bir sınai mülkiyet geçmişi bulunmaktadır.

Bununla birlikte ülkemizde son dönemde, sınai mülkiyet haklarına daha fazla önem ve öncelik verilmeye başlanmıştır. Bu gelişmede, sınai mülkiyet haklarının, ekonomik ve teknolojik gelişme için bir araç olarak görülmeye başlanmasının önemli bir rolü bulunmaktadır. 2008 yılında yayımlanan 2008/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile oluşturulan Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Koordinasyon Kurulu ülkemizde bu alanda son yılardaki en önemli gelişmelerden biridir. Fikri mülkiyet alanında kısa, orta ve uzun vadeli stratejileri oluşturacak olan kurulun, ilgili kurumlar arasında koordinasyon ve işbirliğini geliştirerek uygulamada etkinlik sağlaması da amaçlanmaktadır. Sekreteryasını Türk Patent Enstitüsü’nün yürüttüğü Kurul tarafından Ulusal Fikri ve Sınai Mülkiyet Stratejisi’nin belirlenmesi çalışmalarına başlanılmıştır.

Sınai mülkiyet hakları alanında yaşanan bir diğer önemli gelişme de, Türk Patent Enstitüsü tarafından girişimcilerimizin sınai mülkiyet haklarını etkin kullanmak suretiyle; Türk Sanayii ve Ekonomisi’ne daha büyük katkılar sağlamasını teminen bu alandaki mevcut bilgi ve bilinç düzeyinin artırılmasına yönelik çok sayıda proje geliştirilmesi ve uygulanmasıdır.

Bu çalışmalar neticesinde, ülkemizdeki tüm sınai mülkiyet başvurularında dünya ortalamasının çok üzerinde artışlar yaşanmış, Türkiye son dönemde bu alanda büyük bir mesafe almıştır. 2002 yılında 36 bin olan marka başvuru sayısı, geçtiğimiz yıl 75 bine ulaşmış, böylece Türkiye; Almanya ve Fransa’nın ardından Avrupa’da üçüncü sırada yer almıştır.

Benzer gelişmeler tasarım başvurularında da yaşanarak yılda 6 bin başvuru ve 30 bin tasarımla Türkiye, Avrupa’da üçüncü ülke konumuna gelmiştir.

Patent başvurularında da hızlı artışlar yaşanmıştır. Dünyada patent başvurularındaki yıllık artış oranı % 5’in altında iken, hatta pek çok ülkede azalma yaşanırken ülkemizdeki yerli patent başvurularındaki artış oranı, 2007 yılında yaklaşık % 70, geçtiğimiz yıl ise % 23 olmuştur. Bu bir başarı hikâyesidir. Yaşanan bu olağanüstü artışlar mutlak sayılarımızı da artırmaktadır. Ülkemizde faydalı model başvuruları ile birlikte değerlendirildiğinde, 2008 yılında Türk Patent Enstitüsü’ne yapılan başvuru sayısı, yarısından fazlası yerli olmak üzere Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 10 bini aşmıştır. 1995 yılında toplam 1730 başvuru yapıldığı dikkate alındığında, gelinen noktanın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Daha da önemli ve sevindirici olan ise 1995 yılında yerli başvuru sayısı sadece 208 iken, bu sayı toplam başvurular içinde %12’ye karşılık gelmekteydi, geçtiğimiz yıl yerli başvuru sayısı 25 kat artarak 5217’ye ulaşmıştır (yerli başvuruların oranı % 51’e çıkmıştır). Başvuru sayılarında yaşanan bu gelişme, ülkemizdeki mevcut potansiyelin harekete geçtiğinin bir göstergesidir.

Ülkemizin bu alanda aldığı mesafenin bir diğer göstergesi de Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakere sürecindeki 35 fasıldan biri olan Fikri Mülkiyet Hukuku Faslı’nda müzakerelere başlanmış olmasıdır. Türk Patent Enstitüsü ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın birlikte sorumlu olduğu bu fasıl, bugün itibariyle müzakerelere açılan 10 fasıldan biri konumundadır.

Köklü bir fikri ve sınai mülkiyet geçmişi olan Türkiye, bu hakların etkin ve yaygın kullanımı suretiyle küresel rekabette öne çıkma yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam edecektir.

Makaleyi Tavsiye Et | 0 Comments|