3 ÖPÜCÜĞÜN HİKAYESİ VE...
“SEZEN’İN KÖFTELERİ BUNLAR…”
Müzikseverlerin özlemini duyduğu sanatçılarla buluşması yaz aylarında daha yoğun yaşanıyor.
Haziran ayında İstanbul’da başlayan açık hava konserlerini, sonradan ülkemizin sahil şeridi turneleri devralıyor… İzmir, Çeşme’den başlayan ve Antalya’ya kadar uzanan bir müzikal yolculuk.
Bu yaz İstanbul’da iki konser alanı beğenilen sanatçıları sahnelerine çekerek hoş bir müzikal rekabet yarattı. Kuruçeşme Arena ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu.
İçimizde yaşayan geleneksel bir alışkanlıkla Açıkhava’da bir Sezen Aksu konseri izlemek çok yönden anlamlıydı.
Hasretlikti yaşanan…
Yarı yolu geçmiş, çoğumuzun; “Ah o eski günler” diyerek anılara döndüğü duygular…
İşte öyle bir şey…
Sezen Aksu’yla dostluğumuzun temelini aslında onun güzelim şarkıları anlamlı kılmıştır.
Sevgiyi, saygıyı, umudu, hüznü, acıyı ve Mevlana sabrıyla hiçbir zaman ötelemediği dostluğu, eserlerindeki eşsiz yaratıcılığıyla bizlere armağan etmiştir.
Bunlardan kendi payımıza düşeni almış bir “Sezensever” olarak izledik konserini.
Simgesel figürlerle tasarlanmış, ışık efektlerinin yerinde kullanımıyla güzelleşen sahneye ilk gelen ve telaşlı alkışları susturan Fahir Atakoğlu oldu.
Atakoğlu, önce “Dargın Değilim” ve ardından “Lal” adlı parçaları yorumladı piyanosuyla.
Enfes icrası karşısında “Bu şarkılar, şarkıcısız da güzelmiş” derken Sezen Aksu usulca yaklaştı ve çeyrek asırlık dostunun alnından öpüverdi.
Sonra göz göze geldiler, içten bir tebessümle.
Dünya yüzünde bundan daha güzel bir ortaklık var mıydı acaba?
İLK ÖPÜCÜK VE SONRASI
Fahir Atakoğlu’nun kazandığı bu ilk öpücükle birlikte bu yaz konserlerinden bize kalan, üç Sezen Aksu öpücüğü var. Çok anlamlı, çok şey anlatıyor inanın.
Akustik bir niyetle, sadece müziğin egemen olduğu konserlerde iki spot ışığı, bu kez iki yıldızı seçmişti.
Şarkının adı: “Gidemem”… Solist spotunun yanında genç bir saksafoncuyu aydınlatmıştı spotlar. Serdar Barçın’dı bu genç müzisyen.
Serdar, saksafonun yanı sıra flütünü de olağanüstü bir başarıyla çalıyor.
“Ian Anderson dinleseydi ne derdi acaba?” diye düşündüğümüzde, Sezen Ablası onu terli alnından öpüyordu. Bu busenin de gizeminde şöyle bir mesaj hissettik:
“Adam olacak çocuk; hüneriyle, büyük bir kitlenin önünde pırıl pırıl bir geleceğe doğru güvenli adımlarını atıyordu.”
Hep yapıyordu Sezen Aksu bunu… Yine tutmuştu bir cevherin elinden ve “İşte size yeni armağanım” sunuşundaydı...
Bu yaz konserlerinde kalabalık bir orkestra yerine, akustik enstrümanların yer aldığı 15 kadar usta müzisyenden kurulu seçme bir ekip oluşturmuştu Sezen Aksu.
Konser ilanlarındaki “Sezen Aksu ve Arkadaşları” başlığı; Fahir Atakoğlu (Piyano), Aykut Gürel (Bas Gitar) ve bir başka usta Erkan Oğur’u ifade ediyordu.
Erkan Oğur, konserin ikinci bölümünde elindeki kopuzla sahnedeki yerini aldı. Sonra perdesiz gitarı ve sesiyle, Sezen Aksu’ya “Kavaklar” parçasında eşlik etti.
Halk müziğinde taşlama olarak sevilen Kazak Abdal’ın “Eşeği Saldım Çayıra” söylenirken parçanın nakaratında yer alan “yapanın da avradını” nakaratında Sezen Aksu susup yüzünü buruşturuyordu.
Buruşturmakla kalmayıp; “Neden hep avrad, neden hep biz, amca-dayı deyiversek?..” sorusuna Erkan Oğur’dan cevap gecikmedi:
“Buradaki avrad düzendir.”
Hızlı gelen cevabın ardından Sezen Aksu, Oğur’un ak saçlarını okşayıp ak sakallarından öpüyordu.
Çok seviyordu Erkan Oğur’u.
Eline aldığı her tali çalgıyı perdeli ya da perdesiz şelpe usulüyle de çalan bu müzik erdemiyle büyüdüğünün farkındaydı sanatçı. Müzik hayatını önemsediği değerlerle paylaşmayı yol ve izan etmişti kendine. Zaten “Yol arkadaşlarım” diyordu onlara.
“Öndekinin gücü, arkadakilerin gücüyle var olur” bilincindeydi yıllardır.
Konserinde önemsediği ustaları şarkılarıyla hatırladı Sezen Aksu.
Bülent Ortaçgil, Amelia Rodrigues, Haris Alexiou ve Zeki Müren.
Tabii ki her konserinde olduğu gibi uzun alkışlar ve alkışlar.
Her şey güzeldi. Sezen Aksu’yu bir konser boyu dinlemek hasretliğimizi dindirmişti.
Fakat bir şarkı vardı ki o akşamdan, dilimize yerleşen sözleriyle tüm repertuvardan ayrılıyordu nedense:
“Gidemem”
Bu muhteşem bestenin şiirini hatırlayalım:
GİDEMEM
Bazen daha fazladır her şey
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır ki anlam
O zaman git hemen radyoyu aç
Bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka
İyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor
Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor, hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
Bir şiirden, bir sözden
Bir melodiden, bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor
Dilimizde bu güzelim şarkı konserden ayrılırken yıkık - dökük Teşvikiye yokuşunda köfteciler Sezen Aksu’yu bir başka türlü anıyordu:
“Sezen’in köfteleri bunlar, Sezen’in köfteleri…”
Makaleyi Tavsiye Et |
0 Comments|