Kvolkankonser ARADENİZ’DEN ESEN RÜZGAR FIRTINAYA DÖNÜŞTÜ

Karadeniz müziği, dinleyici kitlesini her geçen gün hızla arttıran, günümüzün en çok takip edilen müzik türü. Rahmetli Kazım Koyuncu’nun yarattığı esinti bugün fırtınaya dönüştü. Karadeniz lehçesinde türkü söyleyen isimler kitle sanatçısı oldular. Volkan Konak ve Şevval Sam bu oluşumun öncüleri…

Ülkemizin geleneksel müzik yönünden en zengin yörelerinden biri olan Karadeniz, halk müziğine birçok sanatçı ve eser kazandırdı. Özgün bir tarza sahip olan Karadeniz müziği denildiğinde ilk akla gelen; kemençe eşliğinde, belirli bir ritimle çalan türkülerdi. Ancak ileriki zamanlarda müziğin gelişmesiyle birlikte, Karadeniz müziğinin içine farklı tarzlar harmanlanmaya başlandı.

Günümüzde bu müziği yapan birçok sanatçının örnek aldığı Erkan Ocaklı, Karadeniz müziğinin en önemli temsilcilerinden kabul edilmekteydi. 1970’li yıllarda “Misiri kuruttun mi”, “Ula Ula Niyazi” gibi Karadeniz klasiklerine imza atan Ocaklı, sadece kemençe ile değil, sazla da süslediği özgün besteleriyle kendi tarzını yarattı. 2008’de aramızdan ayrılan Ocaklı, Karadenizliler’in sesi ve sembolü olmayı başardı ve ülke çapında büyük popülarite kazandı.

Karadeniz müziğinin en bilinen isimlerinden Kamil Sönmez ve Süreyya Davulcuoğlu tek kanal dönemlerinde ekranda yöresel kıyafetleriyle türküler seslendirirlerdi. Mustafa Topaloğlu, Karadeniz ritimleri üzerine bestelediği, yöresel ağzıyla söylediği “Oy Oy Emine” türküsüyle 90’lı yıllarda büyük çıkış yaptı. İsmail Türüt ise Karadeniz müziğinin popülerleşmesini sağlayan önemli isimlerden biri oldu.

Ülkemizde etnik müzik popülerleşince Karadeniz de popüler müzik tarafından keşfedildi. Eskiden kemençe ve tulumla söylenen yöre türkülerine elektro müzik ve pop eşlik etmeye başladı. Karadeniz müziğinin poplaşmasına en önemli örnek ise Davut Güloğlu’ydu. “Oy Nurcanım, Nurcanım” eşliğinde Karadeniz ağzı ve ritimleri ile tekno alt yapısını bir araya getiren Güloğlu, kısa sürede beğeni kazandı.

Karadeniz müziğine olan bugünkü ilginin ise bazı sanatçıların eserlere kültürel kimlik kazandırmasıyla oluştuğunu söyleyebiliriz. Örneğin Fuat Saka ve Volkan Konak bu isimlerin başını çekmektedir.

Müziğine “Lazca caz” yakıştırması yapılan Fuat Saka yaptığı müziklerle bir kültür elçisi gibi çalıştı. Uluslararası birçok solo konser veren Saka; Almanya, Fransa, Danimarka ve Türkiye’den birçok müzisyenle çalıştı. Eserleri büyük beğeni ve ilgi topladı.

VOLKAN KONAK GERÇEĞİ...

Sahnelere ilk çıktığı günden beri Karadeniz müziğini dinleyenlere sevdirmiş isimlerin başında gelen Volkan Konak; kendi müziğinin içerisine etnik motifleri katarak, benzeri olmayan, kendine has bir tarz yarattı. Karadeniz müziğini özgün bir yapıda yeniden şekillendirdi. Pop şarkılarını Karadeniz şivesiyle seslendirmesi, türküleri kendine has tarzıyla birleştirmesi müzikseverlerin yoğun ilgisini beraberinde getirdi.

Kendisine özgün yorumu, kullandığı lehçesi, sevenleriyle kurduğu iletişimi fazlasıyla samimi bulunan Konak; ülkenin her kesimine hitap etmeyi başardı, dinleyici kitlesi sadece Karadeniz’le sınırlı kalmadı. Son albümü “Mimoza” ile çıktığı konser turnesine olan katılım da bunun kanıtıydı.

İstanbul’daki, Kuruçeşme Arena ve Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde gerçekleşen konserlere katılan toplam 12 bin seveni, Konak’a olan ilgilerini ve hayranlıklarını gösterdiler. Her şarkısını onunla beraber, büyük bir coşkuyla söyleyen dinleyiciler “Kuzeyin Oğlu”na olan sevgilerini bu şekilde anlattılar. Bu büyük başarı; Konak’ın son albümünün 100 bine yaklaşan satışı göz önüne alındığında zaten beklenmekteydi…

Trabzonlu olduğu için yöresel motifleri kullandığını ifade eden Konak, yalnızca Karadeniz müziği yapmadığını, “Volkan Konak müziği” yaptığını belirtiyor. Müziğinde; devrimcilik, hümanistlik, duygusallık olduğunu ve de en önemlisi edebiyat olduğunu söyleyen Konak; Yaşar Miraç, Nazım Hikmet, Ömer Kayaoğlu, Sunay Akın gibi değerli şairlerin eserlerini besteleyerek tarzını açıkça belli ediyor.

Volkan Konak, kendisine uğurlu geldiğini söylediği “Mimoza”da kendi eserleri dışında çok değerli söz yazarı ve bestecilerin eserlerini de yorumluyor. Nazım Hikmet’in “Tahir ile Zühre-Hoşgeldin Kadınım” şiirlerini Uğur Varol’un bestesi eşliğinde seslendiriyor; birçok şarkıcı tarafından söylenen popüler şarkı “Aynalar”a, “Keklik Gibi” ismindeki anonim türküye ve rock altyapıyla düzenlenen yine sözleri anonim olan “Yar Gider Arabayla” gibi eserlere de albümünde yer veriyor. Tüm bu farklı tarzlardaki şarkıları, Karadeniz lehçesini ve yorumunu da katarak seslendiren Konak, müziğinin ne kadar çeşitli olduğunu gösteriyor...

“Mimoza”nın 2009’un ilk altı ay albüm satışlarında dördüncü sırada bulunması, Konak’ın hem kendi başarısını hem de Karadeniz müziğinin geldiği noktayı gösteriyor. “Kuzeyin Oğlu”yla farklı boyutlara ulaşan Karadeniz müziği ise tek bir yöreye sıkışıp kalmaktan kurtuluyor.

KAZIM KOYUNCU’NUN SİLİNMEYEN İZİ...kazim15

1990’ların sonu 2000’lerin başında bu müzik öyle bir hal aldı ki yalnızca Karadenizliler’i değil tüm Türkiye’yi kasıp kavurdu. Uzun saçları ve küpesiyle bir genç adam, kemençe yerine gitar çalarak Karadeniz şarkılarını kendine özgü yorumuyla söylüyordu. Karadeniz müziği severler yıllarca dinledikleri müziklerden farklı olan bu tarzı ilk anda fazla anlamadılar. Ancak kısa bir süre içinde bu sert rock motiflerini içeren, farklı bir yorumla seslendirilen Karadeniz şarkıları büyük beğeni kazandı. Artık herkes hep bir ağızdan “Didou Nana”yı söyler oldu. Her müzikseverin kalbinde ayrı bir yer edinen bu yetenekli adam Kazım Koyuncu’dan başkası değildi...

Kazım Koyuncu en verimli olduğu döneminde ansızın sevenlerine veda etti. Ancak kendisine ve eserlerine olan ilgi hiç eksilmedi. Karadeniz şarkılarının bugün bu kadar sevilmesinde, sanatçıların konserlerinin dolup taşmasında Koyuncu’nun etkisi yadsınamaz bir gerçek...

Koyuncu sayesinde birçok sanatçı ve dinleyici bu müziğe karşı olan önyargılarını kırmayı başardı. Bu isimlerin başında da Şevval Sam geliyordu. Bir Laz kızını canlandırdığı televizyon dizisinde Kazım Koyuncu ile birçok şarkıda düet yapan Şevval Sam, Karadeniz şarkılarıyla tanıştı. Özellikle Sam, dizide seslendirdiği “Ben Seni Sevduğumi” türküsünü dinleyicilere bir kez daha sevdirdi. Hatta 2007 Cannes Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ödülünü alan “Yaşamın Kıyısında” filminin sonu bu şarkıyla, onun sesiyle bitiyordu.

Farklı yörelerden eserleri başarıyla yorumlayan Şevval Sam’a olan ilgi ülkenin kuzey bölgesinden de artmaya başladı. Ve Koyuncu bestelerini de seslendirdiği beklenen albümü “Karadeniz”le sevenlerinin karşısına çıktı…

enka_sevvalsam ŞEVVAL SAM: “ASLINDA BEN BU TOPRAKLARIN ŞARKILARINI SÖYLÜYORUM”

Karadeniz’den esen rüzgarlar ve Şevval Sam…

Gülbeyaz” dizisiyle başlayan Karadeniz macerası seslendirdiği şarkılarla ve son albümüyle devam ediyor. Karadeniz müziğine farklı bir tarz getiren Kazım Koyuncu sayesinde bu müziği sevdiğini söyleyen Sam, kendisi Karadenizli olmamasına rağmen yöre ağzını şarkılarına başarıyla yansıtıyor. Şevval Sam’la Kazım Koyuncu’ya adadığı “Karadeniz” albümünü ve gördüğü ilgiyi konuştuk…

İlk albümü “Sek” ile alaturka şarkılar söyledi. “Benim için deneysel bir tecrübeydi” dediği çok uluslu ve farklı bir proje olan “Istanbul’s Secrets” albümü yurt dışında da beğenildi. Şimdi ise merakla beklenen, Koyuncu bestelerini de seslendirdiği son albümü “Karadeniz” ile sevenlerinin karşısında. Koyuncu ile yaptığı düetlerle Karadeniz şarkılarını ne kadar güzel yorumladığını gösteren Sam “Ben sadece şarkı söylemeyi seviyorum” diyor...

- Karadeniz şarkıları söyleme fikri “Gülbeyaz” dizisiyle mi oluştu?

- Tabii. Karadenizli bir kızı canlandırıyordum. Dizi o kadar sevildi ki beni Karadenizli zannetmeye başladı insanlar, sokakta şive konuşmadığımda şaşırıyorlardı. Dizinin müziklerini de Kazım Koyuncu yapıyordu. Beraber söylediğimiz türküler çok sevilmişti ve benden böyle bir albüm bekleniyordu. Zaten Karadeniz'in bağımlılık yaratan bir yanı var.

- Dizinin üzerinden uzun bir süre geçti. “Karadeniz” albümünüzü neden bu kadar ertelediniz?

- Aslında 6 sene önce bekleniyordu. İlk olarak Klasik Türk Müziği’nde bir albüm yapmayı tercih ettim. Hemen “Karadeniz tuttu, yakaladık bu dalgayı kaçırmayalım” gibi bir davranış biçimini etik bulmadığım için önce “Karadeniz”i yapmadım. “Gülbeyaz” dizisinin üstünden 6 sene geçmesine rağmen hala talep devam edince artık durmanın bir anlamı yok diye düşündük. Çünkü ben de seviyorum Karadeniz türküleri söylemeyi. Böyle olunca da bu albümü yapmaya karar verdik.

“KAZIM’DAN ÖNCE KARADENİZ MÜZİĞİ DİNLEMİYORDUM”

- Karadeniz şarkılarının ve söyleyenlerin tutulmasında Kazım Koyuncu’nun etkisi nedir?

- Kazım, Karadeniz müziğine bir anda yeni bir soluk getirdi. Daha önce tekno ritimleri üzerine anlaşılması zor sözlerden oluşan tek tip Karadeniz müziğinin yerine, Kazım’la birlikte birden farklı bir tarz ortaya çıktı. Aslında daha rock bir tarz getirdi. Klasik türküleri de farklı bir tarzda söyledi. Çok farklı bir duruş, farklı bir tavır sergiledi. İnsanlar bir anda Karadeniz müziğine olan önyargıdan vazgeçebildiler. Yani Kazım bu müzikle ilgili olan önyargıları kırdı, ben de dahil olmak üzere. Çünkü Kazım’dan önce ben de Karadeniz müziği dinlemiyordum.

- “Karadeniz”in bu kadar ilgi göreceğini bekliyor muydunuz?

- Bu kadar ilgiye ben de inanamıyorum. Bilmiyorum aslında neden bu albüm bu kadar tuttu. Hiç promosyon yapmadık. Televizyon programları, tanıtımlar, reklamlar öyle bir süreç olmadı. Klibim bile yok. Ama birçok ödül aldık bu albümle. Bir şeyi, inanarak, severek ve iyi yaptığınız takdirde o mutlaka bir karşılık buluyor. Ben arkasında durabileceğim, inandığım bir işi yapayım, 7 kişi alacaksa onlar için yapmış olayım diyorum. Sadece şarkı söylemeyi seviyorum. Beni dinleyenler de konserlerime geliyorlar, beraber şarkılar söylüyoruz ve güzel şeyler paylaşıyoruz.

- Şarkıcılıktaki hedefiniz nedir?

- Ben hiçbir zaman hayatıma yön vererek yaşamadım. Kendimi ileriye yönelik planlarla kısıtlamadım. Şu an hayat benim için nasıl ilerliyorsa öyle devam ediyorum. Şu an şarkı söylüyorum, bundan da büyük keyif alıyorum. Kısa bir süre önce de film çekiyorduk, yeni tamamladık. Yani ben şuyum, şu mesleği yapıyorum demiyorum. O an ne getiriyorsa onu yaşıyorum…

“ALBÜM EN ÇOK DİYARBAKIR’DA SATTI”

Farklı dillerde şarkı söylemeyi sevdiğini belirten Şevval Sam eserin ne tarz olduğunun değil, ne anlattığının, nasıl anlattığının önemli olduğunu belirtiyor:

“Aidiyet duygusuna tepkisi olan biriyim. Bu topraklar bizim, hep beraber yaşıyoruz. Bu albümde beni en ilgilendiren, yalnızca Karadenizliler’in değil her kesimin benim söylediğim bu türküleri beğenmesi. Zaten albümüm en çok Diyarbakır’da satmış. Beni en çok ilgilendiren de Diyarbakırlı’nın Karadeniz şarkılarını dinlemesi. Bu da gösteriyor ki farklı yöreler birbirlerinin şarkılarını dinleyebiliyorlar. Ben konserlerimde Zazaca, Süryanice, Hemşince, Rumca, Lazca şarkılar söylüyorum ve her kesim hep birlikte beğenerek dinliyor.”

KEMENÇENİN TARİHÇESİ

Farsça kökenli bir kelime olan kemençe, aynı dildeki keman (yay, kavis) kelimesi ile -çe (küçültme eki) ekinin bir araya gelmesinden oluşur ve “yayla çalınan küçük saz” anlamını taşır. Öte yandan Divan-ı Lugat-it Türk'te “-çe” benzetme ekidir. Buna göre kemençe “kemana benzer”, “keman gibi” anlamı kazanmaktadır.

Kemençe kelimesi bugün Türkiye dışında İran, Ermenistan, Yunanistan, Gürcistan, Azerbaycan gibi pek çok ülkede kullanılmaktadır. Günümüz Türkiye'sinde biri Klasik Türk Müziği’nin armudi kemençesi, diğeri ise Doğu Karadeniz Halk Müziği’nin Karadeniz kemençesi olmak üzere iki tür kemençe kullanılmaktadır. Ayrıca kabak kemani de bazen kemençe olarak isimlendirilmektedir. Karadeniz kemençesinin şekil ve çalınış tarzı bakımından benzeri bulunmamaktadır. 18. yy. sonlarına kadar Türk müziğinin tek yaylı sazı olan kemençenin yerini; Batı’nın önce Viola d’amore’si (sinekemanı adıyla), sonra da Violino’su (keman) aldı. Ama Karadeniz kemençesi horonlar sayesinde, armudi kemençe ise 19. yy. ortalarına doğru girdiği fasıl topluluğu içinde günümüze kadar gelebildi.

Türk müziğinin bu en küçük yaylı sazı, boyundan umulmayacak güçte bir ses yüksekliğine ve tınısına sahiptir...

Makaleyi Tavsiye Et | 0 Comments|