ÖLÜMÜNÜN 8. YILINDA;
ANADOLU’NUN KENT SOYLU OZANINI SAYGIYLA ANIYORUZ…
Gizem yüklü kişiliğinde Fikret Kızılok’u ancak ürettiği bestelerinden tanıyabilmek mümkündü. Bir gün geldi gerek duydu kişiliğini açıklamaya... Ve bakın neler demişti o gün…
“Şarkılarımı kendim yazdım; düşündüm, besteledim, çaldım ve söyledim. Bu bütünlüğe inandım. 13 altın plağım oldu. ‘Meşhur’luğun bir hastalık olduğunu bilerek ortalıkta fazla görünmedim. Aşk mektuplarımı başkasına yazdırmadım. Soldan doğdum, soldan uyandım, solda oturdum, insan olmanın haysiyetini solda buldum. ‘Sonsuza doğru’ buluşmak üzere diyalektiğe ve ölüme inanmışım…”
Şüphesiz;
Fikret Kızılok, günümüz müzik coğrafyasında yokluğu fazlasıyla hissedilen sanatçıların başında geliyor. 60 kuşağının ülkemize kazandırdığı usta sanatçı;
Barış Manço, Cem Karaca ve
Erkin Koray ile birlikte müzik tarihimizin dört kare asından biri ve yaptığı deneysel çalışmalarla, bıraktığı izler hiçbir zaman silinmeyecek.
İçinde bulunduğu sistemi sorgulayan bir yaradılışa sahip olan Kızılok, kısacık hayatı boyunca hala aynı tatla dinlenen birçok şarkıya imza attı. “Söyle Sazım”, “Vurulmuşum”, “Haberin Var mı?”, “Demirbaş”, “Bu Kalp Seni Unutur mu?”, “Zaman Zaman” ve daha niceleri...
Galatasaray Lisesi’nde başladığı müzik yaşamı Cahit Oben Orkestrası’yla şekillenmeye başlayan sanatçı, Batılı’ydı ama yüzü hep Anadolu’ya dönüktü. Bu sevgisi öyle büyüktü ki, yaşadığı dönemin koşullarına rağmen; Anadolu’nun yolunu tutmuş, Türk Halk Müziği’nin gelmiş geçmiş en büyük ozanlarından Aşık Veysel’i ziyaret etmiş ve sonrasında türküleri Batı müziğiyle sentezlemişti. “Yumma Gözün Kör Gibi” ve “Söyle Sazım” adlı plakları bu dönemin ürünüydü ve Kızılok ilk çıkışını yapmıştı böylece… 70’li yıllarda hem Batı, hem Doğu tınılarıyla bütünleştirdiği müziği; şimdilerde yeni yeni anlaşılmaya başlanan world müziğin bir temelini oluşturuyordu belki de.
Sanatçının bu dönemde bestelediği bir Ahmed Arif şiiri “Vurulmuşum” da müzikal kariyerinde önemli bir dönüm noktası olarak yerini almıştı. Aynı zamanda Karacaoğlan, Mahsuni Şerif ve Nazım Hikmet’in şiirlerini besteleyen sanatçının, 13’ü altın birçok plağı yayınlamıştı bu dönemde. Ardından müziğe bir süre ara verse de, popüler müzik tarihinin önemli albümleri arasına giren “Zaman Zaman” ile tekrar yola devam etmişti. 80’li yıllarda kurduğu “Çekirdek Sanat Evi”nde özgün çalışan müzikçi arkadaşlarıyla çeşitli denemeler gerçekleştirmişti. Bu canlı kayıt (unplugged) stüdyosunda bir araya geldiği isimlerden ilk akla geleni de beraber birçok şarkıya imza attığı Bülent Ortaçgil’di.
Asıl mesleği diş hekimliği olan Kızılok, ülke müziğine yön vermiş müzisyenlerdendi. İlklerinden taviz vermeyen, cesur bir yanı vardı. Medyadan uzaktı. İçinde olduğu düzene ve sisteme karşı söyleyeceklerini hep şarkılarıyla ifade etmişti. Tıpkı “Demirbaş”ta olduğu gibi. 90’lı yılların ortasında yazar Deniz Som ile birlikte hazırladığı “Demirbaş” adlı bir kitap-kaset çalışması; 80’li yıllardan sonra ülkenin sosyal, siyasal, ekonomik ve politik değişiminin bir yansıması olmuştu aslında. Kızılok, çalışmasının önsözünde işin özünü şöyle anlatıyordu:
“Ortaokuldaydım. Anacığım yaş günümde bir kitap hediye etmişti, Thomas Pain’ nin “İnsan Hakları”...
Tam hakkımı hukukumu düşünürken, lisedeki felsefe hocam kaygılarımı yerinde bulacak ki bana ikinci bir kitap hediye etti; “Devlet”...
Eflatun’u bu kitabını yazdığından 2400 küsur yıl sonra okumuş oldum.
Benden 35 sene sonra da Evren...
Okumuştu da ne olmuştu?
Zaten olanlar daha önce başlamamış mıydı? İslamköy’de doğan “Çoban Sülü” adıyla maruf zeki bir köylü çocuğu okumayı öğrenmiş, kahvedeki gazeteleri istediği gibi mealen anlatıp köylüleri şaşırtmıyor muydu?
Seneler geçmiş Sülü büyümüştü. Ama zaman durmuş izafi bir koordinat hayatımıza tanjant girmişti. Toplum yapımız derinden etkilenmiş; kadın erkek, çoluk çocuk, zengin fukara, asker sivil, şoför, esnaf, işçi, köylü, memur, emekli, kuzeyden güneye, doğudan batıya dünya bir yanda, biz bir yanda kalakalmıştık.
Kalmıştık da neden kalmıştık yani?
Zaten tıp bilimi genetik olarak insanların yüzde ellisini normalin altında bir zekada kabul etmiyor muydu? Diğer yüzde otuzu da radyo TV dalgalarının gaipten geldiğini varsayarak yaşamıyor muydu? Geri kalanı da demokratik bir şekilde yamyamlara yem olmayacak mıydı?
Peki zaman taş gibi durdukça benim bu şarkılarımı yapmamın anlamı ne olabilirdi ki?
Dün dündü, bugün yarın mı olacaktı?
Baki kalan bu kubbede sadece “DEMİRBAŞ”lar kalmayacak mıydı?”
Son yıllarını Bodrum’daki teknesinde geçirmişti Kızılok. Çoğu insanın yakından bildiği bir deniz tutkusu vardı. Birçok şarkı ve yapıtı da burada çıkmıştı. Şimdilerde büyük bir özlemle dinlenen şarkılar… 22 Eylül 2001 yılında uzun süredir rahatsızlığını çektiği kalp yetmezliği nedeniyle aramızdan ayrılan Kızılok, yaşamı boyunca muhalif tavrını korumayı başaran ender sanatçılardan biriydi.
Fikret Kızılok, şarkılarıyla bizlerle olmaya devam edecek…
Makaleyi Tavsiye Et |
0 Comments|