ARP VE ŞİRİN PANCAROĞLU

Sirin 3-Foto-Muammer Yanmaz Arp çok sevilen ancak ülkemizde çok yaygın olmayan bir alet. Her yerde kolay bulunamıyor oluşu da onun zor ve pahalı bir alet gibi algılanmasına sebep olabiliyor. Bu sanatı hak ettiği şekliyle tanıtmak, öğrenilmesi ve sevilmesi için çaba sarf ediyorum. Hiçbir şey kolay değil, mücadele etmek gerekiyor.

Bu sözler, arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu’na ait… Yıllardır yurt dışında katıldığı önemli konserlerle ülkemizi başarıyla temsil eden ve eğitimci kimliğiyle de yeni nesile bilgi ve birikimlerini aktaran sanatçı, 30. yılını kutladığı sanat yaşamını ve arp hakkında bilinmeyenleri anlattı.

FOTOĞRAFLAR: MUAMMER YANMAZ – MEHMET ÇAĞLARER

- Müziğe piyano ile başlamışsınız ama arpla tanışmanızın ardından eğitiminizi arp üzerine almaya karar vermişsiniz. “Arpın sesi inci taneleri gibi gelmişti bana” diyorsunuz. Neydi sizi bu kadar etkileyen?

- Arp sesi gerçekten de çok rahatlatıcı, su damlacıklarını andırıyor. Tınısıyla en beğenilen müzik aletlerinden biri olarak kabul edilir. Müzik sevgisi zaten erken yaşlarda başladı, hem evimizde dinlenilen klasik müzik hem de gittiğim klasik müzik konserleri etkili oldu sanıyorum. Bu sevgi ve yönlendirme erken başladı ve sonrasında da yaşam biçimim oldu doğal olarak. Doğru yönlendirilmeyle ve doğru eğitimle erken tanışmam beni bu mesleği seçmemde etkiledi kısaca...

- Konservatuvardan sonra; geçirdiğiniz İsviçre, Amerika yılları ile müzik yaşamınız şekillenmeye başlamış. Farklı coğrafyalarda birçok önemli müzisyenle bir araya gelmeniz neler kattı size?

- Hem müzikal açıdan hem de eğitmen olarak çok geniş bir perspektif kazandırdı öncelikle. Vizyon açısından ise edindiğim zengin donanımıma yansıdı doğal olarak... Birçok önemli hocam oldu ve uzun yıllar boyunca eğitimime önem verdim. Hem eğitim kurumu bünyesinde hem de bunun dışında özel derslerde kendimi geliştirmeye çalıştım. Yurt dışında yaşamamın ayrıca komplekssiz bir müzisyen olmama da çok yararı oldu, orada statü ve etiketlere takılmadan yaşayabiliyorsunuz ama ülkemizde bu durum biraz beni anlayış olarak zorladı açıkçası.

- Arpla diğer enstrümanları buluşturmayı seviyorsunuz. Son albümünüz “Telveten”de perküsyon ile arpı bir araya getirmeniz gibi. Bunun farklı kültürlerden beslenmenizin bir sonucu olduğunu söyleyebilir miyiz?

- Elbette söyleyebiliriz. Hiçbir zaman çok klasik ve kesin çizgileri olan bir müzisyen olmadım zaten. Bu durum yaptığım konser, albüm ve repertuvara da yansıyor ister istemez. Perküsyon ile arpı buluşturmayı hep çok istemiştim geçmişte, kısmet bu albüme oldu ve sonuçtan çok memnunum... Sanırım benim kitlemi de genişletti bu proje. Ayrıca Telveten albümü; içerdiği eserler bizden ve farklı coğrafyalardan, film müziklerine kadar uzanıyor. Yolculuklarda çok beğenilerek dinlenildiği şeklinde geri dönüşler alıyorum müzikseverlerden, bu sevindirici.

- Türk arpı olarak bilinen Osmanlı çengini dünyaya tanıttığınız konserleriniz oldu. Nasıl karşılandı?

- Evet, çeng ile ilgili birkaç farklı proje ve konser gerçekleştirdim. Tekfen Filarmoni Orkestrası ile İKSV Müzik Festivali kapsamında gerçekleşen bir konserim oldu. Bu projenin albümü yayınlanıyor. En son 1 Temmuz'da Fransa'da “Türkiye Mevsimi” kapsamında Nantes’da çeng ile özel bir proje gerçekleştirdim. XIII-21 Baroque Nomade’in müzik yönetmeni Jean-Christophe Frisch ile birlikte geliştirdiğimiz Osmanlı çengi ve Avrupa’daki kardeş çalgısı, arpa doppia’nın etrafında kurgulanan; kültürlerarası bir müzik diyaloğu, yolculuk, hayal olarak tarif edebilirim bu projeyi. “Padişahın Arpları” başlığını taşıyor, toplam 9 müzisyenden oluşan bir çalışma. Benim dışımda Derya Türkan (kemençe) ve Yurdal Tokcan (ud) Türkiye’den yer aldı. 8 Ekim’de Paris’de Petit Palais’de ve 18 Nisan 2010’da İstanbul Cemal Reşit Rey’de bu proje dolaşarak yoluna devam edecek. Çok iyi karşılandığını ve olumlu geri dönüşler aldığımı belirtmek isterim ve uluslararası birçok festivale uzun yıllardır katılıyorum, davetler almaya devam ediyorum.

- Çaldığınız arp çeşitlerinden söz eder misiniz?

- Esas olarak pedallı, Batı orkestralarında görülen 47 telli bir arp çalıyorum. Buna konser arpı deriz biz. Bunun yanı sıra bir kelt arpım var, 38 telli, mandallı (pedal yerine sol elle kullanılan mandalları var, kanundaki gibi mandallar). Bu aletin mantığı bambaşka, onun üzerinde henüz usta değilim. Ama ebadı küçük ve de maliyeti düşük olduğu için onu eğitimin ilk aşamalarında da kullanabiliyoruz. Bir de çeng çalıyorum. 25 telli, Türk arpı. Bu bir kucak arpı, yerde oturarak çalınıyor.

KÜLTÜRLERARASI DİYALOĞA ÖNEM VERİYOR

Enstrümanını bedeninin bir uzantısı olarak gören Pancaroğlu, bazı özel durumlar dışında gününün büyük bir bölümünü atölyesinde arp ile geçiriyor. Konser ve proje hazırlıkları, provaları ya da öğrencileriyle arp dersleriyle geçiyor zamanının büyük bir bölümü… Bu yıl sanat yaşamının 30. yılını kutlayan sanatçı “Kendi adıma çok iyi geçmiş bir dönem olarak yorumlayabilirim, hayallerin sonu yok tabii ki, ama bir müzisyen olarak hayatınızı sadece müzikten kazanmanız, projelerinizi hayata geçirebilmeniz, birçok albüm kaydetmiş olmak ve bunu da istediğiniz şekilde, kıvamda, kalitede ve tarzınızdan ödün vermeden yapabiliyor olmak ülkemizde çok önemli bir ayrıcalık. Tabii bu seviyeyi daha da yukarılara taşımak ve daha çok uluslararası projelerde yer alarak konserlerimi sürdürmek ve farklı kulvarlardaki müzisyenler ile gerçekleşecek özel buluşmalar ile devam ettirebilmeyi istiyorum gelecekte de...” diyor ve ekliyor: “Ayrıca çok önem verdiğim Türk çağdaş bestecilerin yapıtlarının genellikle az seslendirilmesi, yorumcu-besteci diyaloğunun fon eksikliğinden dolayı tesis edilememesi, Türkiye’nin çağdaş müzik alanındaki üretiminin düşük olması gibi konular beni rahatsız ediyor ve bu gidişatı olumlu değiştirebilmek adına yeni beste siparişleri vermeye ve kültürlerarası diyalog gelişimine ayrı bir önem vermeye çaba sarf ediyorum.”

- Sanatçı kişiliğinizin yanı sıra eğitimci yönünüzle de tanınıyorsunuz. Feyziye Mektepleri’nde verdiğiniz bir eğitim programı var. Nasıl yol alındı?

- Feyziye Mektepleri Vakfı çok önemli bir konuya öncülük etti. 2004 yılında mandallı arpların kullanıldığı bir eğitim projesini Türkiye’de ilk kez onların desteği ile hayata geçirdik. Bu küçük arplar onların sayesinde Türkiye’ye geldi ve daha sonraki girişimlerimizle İstanbul’da bir firma, bu Fransa yapımı arpların mümessilliğini aldı, böylece bir mağazanın vitrininde küçük arplar boy gösterdi. Görüp alanlar olduğu gibi, yeni başlayan öğrencilere kiralama yolu açıldı. Ben buna kendi meslek alanımda bir milat gözüyle bakıyorum. Beraber başladığımız proje devam ediyor, oradan pek çok yetenekli genç arpistler yetişiyor. 2005 yılında Vakıf 1. Türkiye Arpistler Buluşması’na ev sahipliği yaptı, o günden bu yana bazı yurt dışı projelerimde bana destek oldular. Son albümüm Telveten’in tanıtım gecesi yine FMV’nin desteğiyle gerçekleşti. Katkılarına ne kadar teşekkür etsem azdır.

ÖNEMLİ PROJELER YOLDA...

- “Türkiye Arpistler Buluşması”nın öncülüğünü yaptınız ve ayrıca Arp Sanatı Derneği’nin kurucususunuz. Derneğin faaliyetlerinden söz eder misiniz?

 Galler 2006-sirin-ceren - Arp Sanatı Derneği, bir müzik aleti olarak arp’ın ülkemizdeki tanınırlığının arttırılması; Türk bestecilerin arp için yapıtlar üretmeleri ve arp sanatçılarının performans düzeyini yükseltmek doğrultusunda çalışmalar yapıp, katkı sağlama amacı ile 2007'de İstanbul’da kuruldu. Üyelerimiz profesyonel arp sanatçıları, amatörler, öğrenciler ve arp dostlarından oluşuyor. Dernek bünyesinde düzenli ve gönüllü olarak farklı yaş ve seviyelerdeki öğrencilerin katıldığı ev konserleri, hastane, huzurevi gibi mekanlarda konserler ile oditoryumlarda geniş katılımlı konserler düzenleniyor. Ayrıca arpı daha geniş kitlelerle tanıştırabilmek için televizyon programlarında dinletiler sunuyoruz. Bizim için çok önemli olan arp tamiri ve bakımı konusunda -Türkiye’de mevcut olmadığından- dernek, yurt dışından bir teknisyenin ülkemizde üç kenti kapsayan arp bakım seyahatini düzenledi. Son olarak Ekim 2009 tarihinde AB Kültür Fonları kapsamında yaptığımız başvurulara göre, Türkiye koordinatörlüğünde Slovenya ve Sırbistan ile arp çevresinde işbirliği gerçekleştirildi. Her ülkeden ikişer besteci folklorik temalardan ilham alarak “Avrupa Süiti” başlıklı yapıtlar yazacaklar. Toplamda üretilecek altı besteyi üç ülkeden toplam on iki icracı karma gruplar halinde seslendirecek. İki yıl sürecek proje kapsamında ülkelerarası ustalık kursları, konferanslar, konserler düzenlenecek. Proje sonucunun tüm Avrupa’dan katılımcılarla paylaşımının sağlanabilmesi için 2012 yılında İstanbul’da Kültür Bakanlığı desteğiyle, 8. Avrupa Arp Festivali düzenlenecek. 2009-2010 arası İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın onayladığı, Arp Sanatı Derneği’nin yeni bir projesi daha olacak. Bu, kendi yorumculuğum ve altı Türk besteciye sipariş ettiğim (Mahir Çetiz, Barış Perker, Arda Agoşyan, Özkan Manav, Hasan Uçarsu ve Turgay Erdener) “İstanbul ve Arp” başlıklı proje, projenin albüm kaydı ve çeşitli festival ve etkinliklerde konserleri olacak.

- Haziran ayında Rio'da Arp Festivali dönüşü düşen Air France uçağında kaybettiğimiz arpist ve eğitmen dostunuz Ceren Necipoğlu’nun ardından neler söylemek istersiniz?

- Ceren, sana için rahat olsun demek istiyorum. Giderken bıraktığın iz, derin ve duru. Yol gösterici, net. Karanlıkta kalmış konuları gün ışığına çıkarıyor, daha üretken müzisyenler olmak için yeni modeller üzerinde düşünme olanağı tanıyor, sözümüze güç ve yön veriyor, sorumluluklarımıza sorumluluk katıyorsun. Böyle bir izin gücünden ancak iyilik doğar, biliyor musun? Doğuyor da.

- Onun için yapmayı planladığınız bir çalışma var mı?

- Dernek olarak, anısına bir festival veya seminer ve bir dizi etkinlikle desteklenecek konserler düzenleyeceğiz, ayrıca onun son konserinde çaldığı eserleri öğrencilerimizle beraber kaydedeceğimiz bir albüm ve kısa belgesel yapacağız.

Söyleşimizin sonunda; yurt içi ve yurt dışı konserlerine devam edeceğini belirten sanatçı, yakın dönem planlarını şöyle özetledi: “2 Şubat’ta Fransa'da yine Telveten projesinin bir konseri var. Besteci Erdem Helvacıoğlu’nun arp için besteleyeceği birbirini tamamlayacak yapıtlar dizisinden oluşacak arp ve elektronik ortam için “Alem-i Aksi Seda” (Resonationg Universes) başlıklı eseri ve bu projenin albüm kaydı olacak. Türkiye’de ve yurt dışında konserleri gerçekleştirilecek.”

“ARP”IN TARİHÇESİ

sirin_pancaroglu-mehmet caglarer İnsanlık tarihiyle neredeyse paralel gelişen arpın esin kaynağının avlanmak olduğu söylenegelir. Avcının yayından fırlayan okla birlikte çıkan sesin büyüsüne kapılan insan, o eğik biçimin içerisine birden çok tel yerleştirme yoluyla farklı sesler elde etmiştir. Zaman içerisinde biçimin kapanarak sağlam bir üçgen yapı oluşturduğuna; Aztekler’den Mezopotamya’ya, Afrika’dan Çin’e tüm eski medeniyetlerde tanık oluruz. Gittikçe güçlenen bu yapının içine en eski zamanlardan bugüne, ipek ya da hayvan barsaklarından elde edilen teller gerilmiştir. Ancak bu büyüyen yapı enstrümanın doğayla bütünlüğünü engellememiş, en eski edebiyat örneklerinden günümüze kalan tasvirlerde yer alan sesinin su berraklığındaki özelliğini bütünüyle korumuştur. Arpın bu huzur veren büyüleyici sesi, doğanın bağrından kopmuş, modern teknolojinin katkılarını da içine alarak değişmeyen heykelimsi görselliğiyle hem bir halk çalgısı, hem de konser salonlarında aranılan bir enstrüman olarak günümüze kadar gelmiştir. Yaşadığımız topraklar üzerinde 18. yüzyıla kadar varlığını “çeng” adı altında sürdürmüş olan çalgının değişik versiyonları birçok minyatürde görülür.

(Arp Sanatı Derneği broşüründen alınmıştır. Daha fazla bilgi: http://www.arpsanatidernegi.org/)

Makaleyi Tavsiye Et | 0 Comments|