PİYANO VE BUĞRA UĞUR
Piyanist Buğra Uğur, sanat yaşamının 30. yılını “Buğra Uğur’la 30 Yıl - Gece Düşleri” adlı özel bir albüm çalışmasıyla kutluyor. Sanatçının eski ve yeni şarkıları; Nilüfer, Zuhal Olcay, Asya gibi müzik dünyasının önemli isimleri tarafından seslendirildi. Devamı gelmesi planlanan albüm çalışmasının ayrıca konserleri de yapılacak. Albüm vesilesiyle buluştuğumuz Buğra Uğur, sanat yaşamını anlattı.
- Milliyet Liselerarası Klasik Müzik Yarışması Türkiye Birinciliği Ödülü’nü aldığınızda henüz 14 yaşındaymışsınız... Sonrasında neler yaptınız?
- 1965-1977 yılları arasında İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda piyano, armoni ve kompozisyon bölümünü okudum. Eğitmenlerim Verda Ün, Ferdi Stather’di. 1977 yılında Mimar Sinan Üniversitesi İç Mimarlık bölümünü kazandım ama profesyonel olarak müziğe adım atmıştım ve müzik ağır bastı. 1979 yılında ilk albümüm “Duyguların Seslenişi”ni çıkardım ve aynı zamanda besteci ve aranjörlük çalışmalarına yoğunlaştım. Bestelerimle Eurovision, Kuşadası Altın Güvercin, Akdeniz yarışmalarına katıldım. 1980 yılından itibaren; reklam, film, tiyatro müzikleri yapmaya başladım. Ali Poyrazoğlu, Ferhan Şensoy ile çalıştım. Müşfik Kenter “Bir Garip Orhan Veli”, rahmetli Oğuz Aral’ın “Huysuz İhtiyar” müziklerini yaptım. Selmi Andak’la çalıştım, baba-oğul gibi güzel bir ilişkimiz vardı. 1985 yılından itibaren Nilüfer’le çalışıyorum.
- Çetin Alp’in seslendirdiği besteniz “Opera”, Eurovision’da büyük spekülasyonlar yaratmıştı. Bu dönemi yaşayan bir sanatçı olarak neler söylemek istersiniz?
- Müzik adına çok faydalı ama bunların çok fakirlik döneminde kaldık. 365 günde 1 yarışma düzenleniyor ve işe gönül koymuş insanlar katılıyordu. Önemli olan orada finale kalmaktı. Öyle bir yarışma tek olduğundan ve biraz da millet olarak sağduyulu davrandığımız için; Çanakkale top-tüfek hikayesi gibi oluyordu. Biz bu döneme denk geldik. Varsan varsın, yoksan tükaka oluyor. Ben onlardan biriyim. Ajda Pekkan için de dediler. Eurovision devam ederken, yurt içinde yarışmaların başlamasıyla daha hazmedilmeye başlandı. Bu yarışmalar arttıkça; müziğin kalitesi arttı ve daha büyük kitlelere hitap etmeye başladı. Bu kez de diğer yarışmalara ilgi arttı. Toplu İğne, Çeşme Festivali gibi… Bu bir tarafı… Eurovision’a bir hafta önceden giden 100 kişilik bir orkestra yer alırdı. Büyük orkestra her şeyi canlı çalardı, artık böyle bir şey yok. Şimdi görsel oldu. Herkesin konuştuğu konulara hiç girmiyorum. İşin teknik açısından, müzik adına değerlendiriyorum.
“OPERA” BANA AZİM KAZANDIRDI
- Size haksızlık edildiğini düşünüyor musunuz?
- O dönemde müzik adına konuşacak çok fazla şey yoktu. O zaman biz bu işin hem maddi hem manevi olarak neferleri olduk. Kindar olarak bakmıyorum. Çok gençtim. Ben 21 yaşında orkestra da yönettim. Hüsranla sonuçlandı ama tam tersi bana azim kazandırdı. Çetin Alp bunu kaldıramadı rahmetli oldu. Çok fazla eleştiri almıştık. Siyasi köşe yazarlarına kadar herkes, Eurovision’u yazmıştı. Ben her köşedeydim. Destek göremedik, kendi azmimle 3 yıl sonra yine büyük orkestrayla çıktım ve “Geceler” birinci oldu.
- En uzun süreli çalıştığınız sanatçı Nilüfer ve hala orkestra şefliğine devam ediyorsunuz.
- Evet. İlk yaptığımız albüm “Geceler” olmuştur. LP olarak, ilk cover’ı biz yaptık. Sadece “Geceler” yeni bir parçaydı, diğerleri eskiydi. Çok uzun seneler 10-12 çalışmada aranjör, besteci, yorumcu olarak beraber çalıştık. Yıllar boyu da sahnedeyiz. Aramızdaki uyum, zamanla kendiliğinden oluştu. Her şeyin istikrarlı olması gerekiyor. Şair demiş, “Ağır ağır çıkacaksın merdivenlerden.” Bizimkisi de buna benziyor. Artık öyle bir hale geliyor ki, en ufak bir mimikle anlıyorsunuz. Çünkü ruhunuzun içini tanıyor. Aynı şekilde orkestra da öyle… Orkestrayı da çok iyi tanıyorum, onlar da beni çok iyi tanıyor. Bir satranç oyunu gibi, 3 hamle önceden gidiyorsunuz.
- “Buğra Uğur’la 30 Yıl - Gece Düşleri”nin öyküsü nedir?
- Bu albümü yaparken değişik bir yol izledim. Eski ve yeni şarkılarım yer alıyor. “Üzüm Buğusu Gibi Ağlarım” adlı şarkıyı, 85 yılında Kuşadası Altın Güvercin Yarışması için bestelemiştim. Emel - Erdal ikilisi seslendirmişti. O şarkıyı bir kenarda dondurdum. Buzluktan çıkarttım, Nilüfer seslendirdi. “Kavak Yelleri”, Nilüfer için bestelenmiş kreatif bir şarkıdır ama Nilüfer’e değil de Zuhal Olcay’a okuttum. “İnkar Etme”yi Nilüfer için yapmıştım ama başka sanatçılar da seslendirdiler. Asya ve Yusuf Bütünley ile düet gerçekleştirdiler. Çetin Alp’e saygı olarak da “Opera”yı koyduk. Bu albümü aslında yapmam lazımdı... 30. yılıma denk geldi, iyi oldu. Oğlum yaşında bir kardeşimiz “Niye albüm yapmıyorsun?” demişti. Ben de “Niye olmasın” dedim. Sonrasında başladım, Yusuf Bütünley de çok destek oldu. Albüm çalışmaları farklı konseptlerle devam edecek. Ayrıca yakın zamanda konser çalışmalarında bulunabiliriz.
SABIR, EMEK VE 30 YIL…
“30 yılda kat ettiğimiz yol belli. Güzel ve kalıcı bir şey bırakmaya çalışacaksın. Az olsun ama öz olsun. Her zaman böyle düşünmüşümdür. Zor şartlarla buralara gelsek de tekrar doğmuş olsam, yine müzikle uğraşırdım.” diyerek müzik tutkusunu ifade eden Buğra Uğur, enstrüman çalmanın büyük emek gerektirdiğine vurgu yapıyor:
- Müzik sabır ve çalışma işidir. Aklınıza gelen her türlü enstrümanı yabancı dile benzetiyorum. Yabancı bir ülkeye giderek uzun süre kaldığınızda, dilinizin zamanla ilerlediğini hissedersiniz. Enstrüman da böyledir. Çalıştıkça, sabır gösterdikçe ilerlediğini görürsünüz. Nasıl ki yabancı dilinizi uzun süre kullanmayınca teklemeye başlarsınız, enstrümanınızı da 2 gün çalmayınca aynı şekilde olursunuz. Çok nankördür. Enstrümanları çok tanıyorum. Ama bir tanesi tam olsun, diğerleri az olacaksa olmasın gibi düşünüyorum. Bir alanda uzmanlaşmak en önemlisi…
Yılların aranjörü ve piyanisti müzik dünyasının geldiği noktayı da şöyle özetliyor:
- Müzik piyasasında çok iyi sesler var. Ancak “elektronik mi, akustik mi” kavramları ortaya çıktı. Elektronik müzik 90’lı yıllardan itibaren Türkiye’ye girdi. Fakat herkes makineleşti. Büyük bir müzik bilgisine ihtiyaç olmadan, hazır bir şekilde kullanabiliyorsunuz. En kısa zamanda kolay para kazanmanın yolu gibi oldu. Tek tip, mekanik ve robot... Baktığınızda ABD, tekrar akustik müziğe döndü.
3000 ŞARKILIK BİR REPERTUVARA SAHİP…
Aynı zamanda 1978 yılından bu yana 5 yıldızlı otellerde akustik piyano çalan Uğur’un 3000 şarkı civarında repertuvarı bulunuyor:
- 17 yıl The Marmara’da, 7 yıl Ramada Otel’de çalıştım. Bir gün içinde 3 otelde çalışıyordum. Son beş yıldır her gün Dedeman Otel’de çalışıyorum. Dünya müziği çalıyorum. Fransız Şansonlarından, Latin Amerika müziklerine uzanan bir yelpazem var. Ayrıca kendime göre klasikleşmiş Türkçe şarkılar da repertuvarımda yer alıyor. “Yemen Türküsü”nü çalarım ama kendi yorumuma göre çalarım. Aşık Veysel çalarım. Bu konuda iddialı konuşabilirim.”
Müzik dünyasının bu nadide müzisyenine biz de daha uzun yıllar verimlilik diliyoruz...
Makaleyi Tavsiye Et |
0 Comments|