“POP SAATİ” VE ERHAN KONUK

erhankonuk Erhan Konuk’un hazırlayıp sunduğu “Pop Saati” 23 yıldır yayında... Bir TRT klasiği haline gelen Türkiye’nin ilk pop müzik programı, ülkemizde en uzun süre yayın hayatını sürdüren müzik programı olma özelliğini taşıyor. Erhan Konuk, 23 yılın hikayesini ve müzik dünyası hakkındaki görüşlerini AKORT’a anlattı...

 

Bir TRT klasiği haline gelen, Türkiye’nin ilk pop müzik programı “Pop Saati” 23 yaşında… Yapımcısı ve sunucusu Erhan Konuk’la özdeşleşen program, Türkiye’de en uzun süre yayın hayatını sürdüren müzik programı olma özelliğini taşıyor.

Yabancı video klipleri hayatımıza sokan programını yıllardır aynı formatta ve aynı kalitede sürdüren Erhan Konuk, “Pop Saati”nin hiçbir zaman bitmeyeceğini belirtiyor ve ekliyor: “Önemli olan daima kalıcı olmak ve istikrarı korumak...”

Bu uzun soluklu koşunun yapımcısıyla yaptığımız söyleşiye geçiyoruz. Sorularımız ve aldığımız cevaplar, müzik tarihimizin başka bir boyutunu anlatıyor...

- “Pop Saati”nin hem yapımcısı hem sunucusu olarak bu işe nasıl başladınız? Program nasıl ortaya çıktı?

- Ben 1984 yılında Polis Radyosu’na amatör programcı, yapımcı ve sunucu olarak başvurmuştum. Cevabını 1985 yılında aldık ve dışarıdan programcı olarak kabul edildim. Bir arkadaşımla birlikte ilk programımı orada gerçekleştirdim. Radyoda yaklaşık olarak 2,5 yıl çalıştıktan sonra, bunu biraz daha genişletmek istedim ve TRT Radyo 3’e program yapayım diye öneride bulunmayı düşündüm. Ama bu arada bir radyo yapımcısı olarak, TV’de video klip alanındaki gelişmeler de çok dikkatimi çekiyordu. Nasıl yapabilirim bir radyocu olarak diye düşünmeye başladım. Bunun ilkinin gerçekleşmesi ve devamının sağlanması için çok uğraştım.

Türkiye’deki plak firmalarına gelen albümlerin içinde video klipler de geliyordu. Ama bu arada TRT’ye de bir şekilde video klipler geliyordu. İlk önce Ankara Televizyonu’yla bağlantıya geçtim. Yöneticilerle konuştuktan sonra bir ikna süreci başladı. İlk olarak devamlılığını sorguladılar. “Bir-iki programdan sonra tıkanır mıyız? Nasıl olacak, devamlılığı gelecek mi?” diye. İkna süreci başladı ve 9 ayımı aldı.

Tek kanal ve bunu yapmak için bu süreç gerekiyordu. Sonuç olarak o süreci de iyi geçirdiğimi düşünüyorum. Çünkü işteki maharetinizin, işteki bilgi birikiminizin ötesinde, vermiş olduğunuz enerji ve karşı tarafa inandırıcılık anlamında o duruşunuz çok önemli. Ve o duruşumda; 23 senedir televizyonda, 25 senedir de radyoda, şu ana kadar hiçbir şey değişmedi. Bunun ötesinde ben üstüne çok şey kattığımı düşünüyorum.

“TELEVİZYONDA 1500 PROGRAM YAPTIM”

- “Pop Saati” ve radyo programlarınızda toplam kaçar bölüm gerçekleşti?

- “Pop Saati” 760 civarında, tekrar yayınlarıyla 1000’i çoktan geçer; bunun dışında yaptığım başka programlar var. Onların sayılarına bakarsak televizyonda yaptığım toplam sayı ilk yayınlarıyla, tekrarları hariç 1500’e yakındır. Radyoda da 3500 civarında yayınım var.

- “Pop Saati” ilk yayınlandıktan sonra dışarıdaki tepkiler nasıldı?

- İnanılmazdı. Çünkü tek kanal ve kanalın içinde siz de yer alıyorsunuz ve ayda bir cumartesi günleri yayınlanıyordu. Sonra haftada iki gün yapmaya başladım. Verilen imkanları her zaman sanki mesleğe yeni başlıyormuş gibi, o ilk hevesle yapmaya gayret ederim. Hiçbir zaman verilen imkanlarla oynamam, mutlaka en iyi şekilde kullanmaya çalışırım.

- Programın müzik endüstrisine nasıl katkıları oldu?

- Yıllardır TRT bana ve programa sahip çıktı ve programın devamını sağladı. Çok teşekkür ediyorum öncelikle. Ama o programın devamı konusunda ben de her zaman istikrarı koruma adına üzerime düşeni hep yaptım. Türkiye’de özellikle müzikle ilgilenenlere, müziğe ilgi duyanlara, müziği profesyonel bir meslek olarak seçenlere, müziğe dinleyici olarak gönül verenlere mutlaka bir vizyon sunduğumu söyleyebilirim. Çünkü Türkiye’deki ilk video klipleri seçmek, bunları bir program halinde sunmak, belli bir süre benim görevimdi. Ama ben bunu daima bir görev dışında, zevk olarak, iyi bir iş olduğunu düşünerek insanlara sundum.

- İlk yayımladığınız ve en çok yayımladığınız klipler hangileriydi?

- Çok net hatırlıyorum ilk yayınladığım “Run - DMC - It’s Tricky”di. En çok yayınlanan ise “Phil Collins - Another Day in Paradise”.

- Herkes jenerik dahil olmak üzere programınızda hiç değişiklik yapmadığınızdan bahsediyor. Bunun belli bir nedeni var mı?

- “Pop Saati”nde çok ufak değişiklikler yaptım aslında. Mesela programın belli bir döneminde konser yayınladım. “Pop Saati Konser” adıyla. Bir hafta normal “Pop Saati”ni yapıyordum, bir hafta sanatçı ve grupların konserlerini veriyordum. Programın içine nostalji ve konser bölümlerini koydum. Bunlar da programı oldukça zenginleştiriyor. Jeneriği ise değiştirmeyi hiç düşünmüyorum. Çünkü jenerik bence bir programın yüzde 50’sidir. O kaykaylı çocukların görüntüsünü beş saatte bulmuştuk jeneriği yaparken.

- 1988’den beri TRT’nin radyo kanallarında sunduğunuz programlarınız da var. Biraz bahseder misiniz?

- TRT Radyo 3’te iki, TRT FM’de bir programımız var… TRT Radyo 3’teki programlarımı Ankara’dan canlı yayınla gerçekleştiriyorum. TRT Radyo 3’te “Pop Stüdyosu” pazartesi 18.00-19.00 saatleri arasında canlı olarak, “Mercek” ise salı günleri 18.00-19.00 saatleri arasında yine canlı yayınlanıyor. Radyo 3’ün formatına bağlı olarak sadece yabancı parçalar çalıyorum. 2004 yılında aradan 20 sene geçtikten sonra yeni bir programa başladım. Çarşamba günleri TRT FM’de 18.00-20.00 saatleri arasında canlı yayınlanan “Stüdyo Tempo”. “Stüdyo Tempo” o kadar başarılı oldu ki radyoda, ben televizyona bu programı yaptım. 2007’nin yaz aylarıydı, 13 program olarak TRT 2’de gerçekleştirdik. Bu programda da TRT FM’in formatına uygun olarak çoğunluğu yerli olmak üzere bazen yabancı parçaları koyarak programları gerçekleştiriyorum. Ama “Stüdyo Tempo”nun şöyle bir özelliği var; müzik, sinema başta olmak üzere, tiyatro, bilim, moda, medya, spor gibi her alandan başarı öyküsünü anlatabilecek ünlü şahsiyetleri programa konuk ederek öykülerini kendilerinden dinlemek. Hakikaten birçok televizyoncunun imrenerek baktığı kişileri ben ekrana çıkarttım.

“AHMET ERTEGÜN SON RÖPORTAJINI BENİMLE YAPTI”

- Sizi başarı öyküsüyle en etkileyen kim/kimler oldu?

- Ben çok önemli şahsiyetleri programımda ağırladım ama gelemeyenleri yurt dışında olanları da onların yanına giderek röportaj konuğu olarak programıma dahil ettim. Bunlardan biri müzik dünyasının duayeni olarak kabul edilen, kendisini rahmetle andığım, müzik dünyasının yönünü, şeklini ve tarihini değiştirmiş olan Sayın Ahmet Ertegün’dü. Vefatından önceki bildiğim kadarıyla en son röportajını ben New York’taki ofisinde gerçekleştirmiştim. Ahmet Bey inanılmaz şeyler anlattı ve ben de radyo programımda dinleyicilerle paylaştım.

Bir diğer konuğum ise müzik dünyasında yapımcı kimliğiyle, dünyada onlarca Grammy’e sahip sayılı kişilerden biri olan rahmetli Arif Mardin Beyefendi’ydi. Prof.Dr. Mehmet Öz hem Amerika’da hem burada görüştük, röportajlar verdi. Bunlar beni çok etkileyen şahsiyetlerdi. Bunların dışında Melih Kibar, Erol Evgin, Candan Erçetin, Nilüfer, Uğur Dündar, Haşmet Babaoğlu, Haldun Dormen, Yıldız Kenter gibi çok önemli isimler de başarı hikâyelerini bizlerle paylaştılar.

- Sizin kadar uzun soluklu başka program var mı?

- “Bir Kelime Bir İşlem”, “Gezelim Görelim”, “Pop Saati”… Biz 20 yılı aşkın süredir TRT’de devam eden üç programız.

- Müzik sektöründe, sizin bu işe başlamanızdan itibaren neler değişti?

- Yapımcı olarak başladığımda plak çalıyordum. Sonra plak ve kaset; plak kaybolunca kaset ve CD, sonra kaset de iyice düşünce yalnızca CD çalmaya başladım. Bu somut olarak elde ettiğimiz materyal değişiklikler. Müziğin içeriğinde de çok büyük değişiklikler oldu. 80’li yıllarda başladığım zaman pop, rock, heavy metal, jazz vardı. Pop dediğiniz kavramın içine artık rap, hip hop, elektronik, house de giriyor. Latin pop, Latin rock, pop rock oldu. Bunların hepsini görmek bunlara şahit olmak bir şanstı benim için. 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren bir Latin fırtınası başladı. Klasik Latin başka bir form aldı. Bundan da çeşitli sanatçılar ortaya çıktı. Ricky Martin, Jennifer Lopez, Marc Anthony gibi. Bunlar artık müzik dünyasının gerçekleri. Genellikle siyahilerin hakim olduğu müzik tarzı olan ‘rap-hip hop’ta da bir beyaz, Eminem dünyada ilah oldu. Bunları önceden düşünmek bile zordu. “Pop Saati”nin gelişimi içinde hep şahit olduğumuz durumlar bunlar.

- Video klipleri hayatımıza sokan kişi olarak, bu geçen süre içinde kliplerdeki faklılıklardan bahseder misiniz?

- Kesinlikle teknolojik gelişimler var. 90’lı yıllarda bu teknolojinin klip endüstrisine girişiyle birlikte yurt dışında klip yapanlar çok daha önce kullanmaya başladılar. Bizler de çabuk adapte olduk. Bizim ülkemizde de çok iyi sanatçılar, müzisyenler, yönetmenler var. Gelişmeleri çok iyi takip ediyoruz.

“MÜZİK TAMAMEN ELEKTRONİK ORTAMA TAŞINDI”

- Teknolojinin müziğe girmesiyle beraber oluşan değişime nasıl bakıyorsunuz?

- Dijital platforma hiçbir itirazım yok. Müzik dünyası dediğimiz zaman çok önemli bir kavram var. Şarkıcılar ön planda, onların arkasında müzisyenler, yapımcı firmalar, çalışanlar var. Bunlar albümden para kazanırlar. Şimdi o satışlar maalesef bilgisayardan indirilme şekline geldi. Ancak izinsiz indirilme ile satın alınmayan materyaller ortaya çıktı. Nerden para kazanabilecekler? Albümler satılacak ki para kazanılacak ve iş devam edebilecek. Teknolojidir bunu engelleyen. Keşke buna başka bir formül bulunabilseydi. Ama maalesef bu böyle kör topal gidiyor. İlerde ise iş iyice elektronik ortama, teknolojik ortama taşınacak. Tamamen oraya taşındı da zaten bunu reddetmenin manası yok.

- Siz hangi tür müzik dinliyorsunuz, seviyorsunuz? Bir müzik yapımcısı olarak müthiş de bir arşiviniz vardır.

- Ben yapımcı olduğum için her türlü müziği dinliyorum. Ama asıl rock dinleyicisiyim. 7 bin civarında CD’m var. Gerçekten ben hala CD’lere para veriyorum. Bu işte yapımcı olarak örnek olmak zorundayım. Bana plak firmalarından yerli yabancı albümler geliyor. Ama bende olmasına rağmen gidip müzik marketten tekrar alıyorum. Bu bizim mesleğimiz, manevi ve maddi katkı yapmak elimizde.

- Müzik meslek birliklerinin telif mücadelesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Aslında Türkiye’de çok geç kalınmış bir müessese. Bu tarz hak arama ile ilgili olarak meslek kuruluşları Türkiye’de bence çok iyi işler gerçekleştiriyorlar. Çünkü hem sanatçıların, şarkıcıların, müzisyenlerin kısacası bu sektörde hak arayan veya hakkını bulamayan, bu konuda takip edilecek işleri olan kişilerin işlerini meslek kuruluşları o kişilerin adına takip ediyorlar. Bu bence Türkiye’de çok iyi yerlere geldi. Çok daha iyi yerlere geleceğini düşünüyorum ama şunu da hiçbir zaman unutmayalım; müziğin en ileri olduğu ülkelerde, Amerika’da, İngiltere’de, Kanada’da, Avrupa’daki çeşitli ülkelerde de bu geçişin hep sancılı olduğunu duymuştuk. Bunun herhalde kuralı bu. Meslek kuruluşlarına çok işler düşüyordu, o işleri de günümüze kadar çok iyi getirdiler. Bundan sonra da çok iyi yerlere gideceğini düşünüyorum.

“ÖNEMLİ OLAN YURT DIŞINDA BAŞARILI OLMAK”

Son olarak müzisyenlere tavsiyelerde bulunan Erhan Konuk, yurt dışında başarı göstermedikten sonra dünyada tanınmanın olası olmadığını belirtiyor ve ekliyor:

“Bizim ülkemizdeki müzisyenler, bu işe gönül vermiş şarkıcılar, sektör temsilcileri olsun işi kuralına göre yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Yurt dışına çıkıp orada başarılı olmadıktan sonra, yurt içindeki başarılar hep burada kalmaya mahkumdur. Bizim ülkemizde sanat alanında çok yetenekli insanlar var. Bir Tarkan’ın başarısını hiç kimse azımsayamaz. Özellikle 1999-2000 yıllarında; Türk nüfusunun olmadığı İtalya ve İspanya’da listelere girdi. Amerika’da, Meksika’da radyolarda çalındı ve listelere girdi. Tarkan’ın göstermiş olduğu başarı diğer şarkıcılarımıza örnek olsun istiyorum.”

Makaleyi Tavsiye Et | 0 Comments|